İnternet Çağında Ebeveynlik görsel

İnternet Çağında Ebeveynlik

Kimler için: 2-14 yaş arası çocuk sahibi ebeveynler ve  öğrencilere destek veren tüm uzmanlar (Bürokratlar, Okul yöneticileri, Rehber öğretmenler, Psikologlar, Öğretmenler, Eğitim uzmanları, Öğrenci/eğitim koçları)

Amaç: Yetişkinlerin ve özellikle ebeveynlerin hem kendi hem de çocukların internet kullanımında bilinçlenmelerini sağlayarak, çocukları bekleyen tehlikelere karşı önlem almalarını ve çocuklara kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretmelerine yardımcı olmak

İçerik:

Internet dünyasında farkında olmadığımız riskli içerikler

Çeşitli araştırma sonuçları

teknoloji kullanımının psikolojik etkileri

alınabilecek teknik güvenlik önlemleri

çocukla doğru iletişim kurma, paylaşımcı sınır koyma

Süre: 4 saat

Katılımcı sayısı: 10 ve üstü

 

Katılım Formu




    İnternet Çağında Ebeveynlik

    Fatma Zengin (Uzman Psikolojik Danışman) &
    Mahan Doğrusöz (Psikolog, Eğitim Uzmanı) 2014

    İnternet ve bilgisayar kullanımı teknolojik gelişmelerin çoğunda olduğu gibi büyük bir hızla yayılmakta. Ve yine birçok gelişmede olduğu gibi önce bu buluşun yararları öne çıkarıldı, okullarda, işyerlerinde, kamuda internetsiz ortam kalmadı. Ancak son birkaç yıldır internet bağımlılığı teriminin kullanılmasıyla birlikte tehlikeli yönleri de daha çok gündeme gelmeye başladı.
    İnternet Çağında Ebeyenlik

    İnternet Çağında Ebeyenlik

    Ebeveynlerin temel görevi çocuklara güvenli bir ortam sağlamak, gelişmelerini desteklemek ve dış dünyanın tehlikelerine karşı onları korumak ve korunmayı öğretmek olarak görülür. Şimdiye kadar ebeveynler dış dünyayı ve içinde yaşanılan ortamı bilir, çocukları bu ortamda hayatta kalıp kendi ayakları üzerinde duracak şekilde yönlendirirdi. Oysa internet ve dijital aletler konusunda çarpıcı bir durum, çocukların daha “yetkin”, yetişkinlerin “çömez” konumda olmasıdır. Çocukların öğrenme güdüsü çok yüksektir ve içine doğdukları ortamı ve çevreyi kullanmayı hızla öğrenirler. Hızlı teknolojik gelişimin, tüketim ve reklam çağının etkisiyle internet ve dijital medya kullanımında, çocukların daha hızlı öğrenmesi, daha çok bilgiye erişmesi vurgulanmakta. Ebeveynlerse yetişkinlik döneminde tanıştıkları bu gözalıcı dünyayı kendilerinden hızlı öğrenen çocuklarına hayran olup onu yeni bir oyuncak veya öğretmen gibi görme eğiliminde. Öte yandan tüm sosyal yaşamın ona göre düzenlenmesi ile kaçınılmaz olarak herkes internete erişimi öğrenmek ve kullanmak zorunda kalıyor. Bu koşullar içinde ebeveynler ve maalesef birçok eğitim kurumu içinde ne olduğunu bilmediği bir dünyaya çocukları öylece bırakmakta, dış dünyadaki tehlikelerin hepsinin internet aracılığıyla evlerin içinde olduğunu farketmemekte.
    İnternet Çağında Ebeyenlik

    İnternet Çağında Ebeyenlik

    Çocuklarımıza ve bizlere dünyanın kapılarını açan ve temel iletişim ve bilgi kaynağı haline gelen internetin taşıdığı tehlikeler dünyada son 15-20 yıldır incelenmeye başlandı, ülkemizde ise bu konuda henüz çok az araştırma var. Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırmasının verileri, interneti en az riskli algılayan ve aynı zamanda internet güvenliği konusunda en az bilgili olan çocukların, Türk çocukları olduğunu gösteriyor (Avrupa Çevrimiçi Çocuklar, 2010). Ortalama olarak Türk çocukları 9 yaş itibariyle internetle tanışıyor ve 9-16 yaş arasındaki çocukların yarısının kendi bilgisayarları var. (TÜİK, 2013). Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırmasının verileri, maalesef Avrupa’da internet kullanımı konusunda en az bilgili ebeveynlerin de Türkiye’de olduğunu gösteriyor. Elimizdeki verilere göz attığımızda internetin çocuklarımız için taşıdığı tehlikeler daha da belirgin hale geliyor:

    Pornografi siteleri çocukları hedef alıyor ve bu yüzden “Pokemon”, “Heman”, “Barbie” gibi çocukların kullanacakları kelimeleri içeren “domain” isimleri alıyorlar. 26 çocuk karakterinin binlerce pornografik siteyle bağlantılı olduğu ve bunların %30’unun şiddet içerikli olduğu belirtiliyor (Envisional, 2000).
    Çocuklara yönelik online cinsel suçlarda, suçluların %82’si kurbanları ile ilgili bilgileri sosyal paylaşım sitelerinden toplamıştır. %65’i kurbanının ev ve okul adreslerini sosyal paylaşım sitelerinden öğrenmiştir. (Journal of Adolescent Health 47, 2010).
    Oysa, bugün Türkiye’de çocukların facebook profillerinin % 46’sı herkese açık, facebook açmak için yaş sınırı 13 olmasına rağmen pek çok aile çocuklarına çok küçük yaşlarda hesap açmakta (çevrimiçi çocuklar araştırması, )
    Askfm, Instagram gibi sosyal paylaşım siteleri çocukların ve gençlerin kişisel bütün bilgilerini “düşünmeden” herkesle paylaştıkları birer alana dönüşmüş durumda.

    İnternette madde kullanımı, intihar ve anoreksi’yi teşvik eden bir çok site bulunmakta.

    Peki ne yapılabilir? Hem teknik uzmanlar hem de psikologlar interneti ya da bilgisayarı yasaklayarak bu tehlikelerden çocukları koruyamayacağımızı söylüyor. Ebeveynler olarak yapacağınız en önemli şey ise, bu konuda bilgilenmek, neleri yapıp neleri yapamayacağınızı öğrenmek ve çocuğunuzla iyi bir iletişim kurarak ona kendisini korumayı ve kontrol etmeyi öğretmektir. Öncelikle hayatının tek eğlence ve sosyalleşme aracının bilgisayar ve benzeri ürünler olmaması, beyin, ruh ve beden sağlığı açısından spor, sanat vb başka etkinliklerle de meşgul olması çok önemli. Lise dönemine kadar giderek artan bir oranda önceleri sizin koyduğunuz sınırlarla, sonra kendi kontrolüyle internet kullanımının yönetilmesi gerekiyor. Her şeyde olduğu gibi burada da “azı karar çoğu zarar” ilkesi işliyor.

    Unutulmaması gereken bir nokta da, her aile ve her bireyin kendine özgü olduğudur, çocukların temel ihtiyacı olan, aidiyet, güvende hissetme ve kabul edilme ilkeleri çerçevesinde neler yapacağınıza, konuyla ilgili gerekli bilgileri edindikten sonra, çocuklarınızla birlikte karar vermenizi öneriyoruz.


    Beyin Gelişimi Açısından İnternet Ve Dijital Medya Kullanımı

    Uzman Psikolojik Danışman Fatma Zengin, 2014

    Bebek ve çocuklarda beyin gelişimi en hızlı 7 yaşına kadar olur. Beynin gelişmesinde beslenme kadar çevre ile olan erken etkileşim de çok önemlidir. Ne kadar çok beyin bölgesi uyarılır ve ne kadar çok sinir hücresi arasında bağlantı kurulursa beyin o kadar hızlı gelişir. Ebeveynlerin sevgi dolu ilgisi, çocukların farklı fiziksel, zihinsel etkinliklere katılmaları bu gelişimin anahtarıdır. Ancak zeka sadece beynin hızlı kullanımını değil, deneyimlerin çoğalmasını ve problemlerin çözümünde etkin olarak kullanılmasını da kapsar. En hızlı  öğrenme ve zeka gelişimi 0-7 yaş arasında olsa da zeka gelişimi ömür boyu sürer.

    Son 10 yıldır hayatımızın neredeyse temel öğrenme ve sosyalleşme ortamları haline gelen televizyon, bilgisayar, mobil telefon gibi teknolojik aletlerin kullanımının beyni nasıl etkilediği ise artan kullanımla beraber yeni yeni araştırılmaktadır. Internet kullanarak çok geniş bir kitleyle sanal  iletişimde bulunmanın ve teknolojik alet kullanım yaşının giderek düştüğü düşünülürse bu araştırmalar oldukça önemlidir. Teknoloji psikolojisi üzerine araştıran ve E-hastalıklar üzerine kitaplar yazan Dr Larry Rosen, küçük çocuklarda teknolojinin fazla kullanımı nedeniyle ebeveyn, kardeş ya da arkadaşlarla oynamanın, onlarla vakit geçirmenin azaldığını, okul ve ergenlik döneminde ise internet üzerinden kurulan ilişkilerde bedensel ipuçlarının olmadığını belirterek, sosyal ilişkilerde  içinde bulunulan ortamı doğru okuyamama sorununun doğduğuna dikkat çekiyor.

    Sürekli ve hızlı şekilde karar alıp eylemde bulunmaya dayalı bilgisayar ve internet ortamı, beynimizin default mode network (VARSAYILAN MOD AĞI) denen mekanizmasını devre dışı bırakır. Varsayılan mod ağı adlı mekanizmayı hayal kurarken, başıboş dolaşırken, zihni rahat bıraktığımızda kullanırız. Araştırmacılar, a-ha deneyimi denen yaratıcı buluşların bu düşünme modunda yaşandığını, beynin sürekli odaklanmış olmasının bunu engellediğini düşünmekte. Yine araştırmalara göre internette beynimiz daha aktif olmakta, örneğin ilk kez google arama motorunda araştırma yapan yaşlı kişilerde kitap okumaya kıyasla beyin daha aktif olarak gözlenmiş.

    Beynin sürekli aktif ve çok fazla veri işler durumda olması beyni zorlayıcı olduğu için bazı uzmanlar, anne babalara 5 yaşa kadar çocukların teknoloji kullanımını günde yarım saatle sınırlamalarını, bu yarım saate karşılık da en az 2,5 saat (1 birim teknoloji kullanımına 5 birim farklı nitelikte etkinlikler) insanlarla sohbet etme, oyuncaklarla oynama, müzik dinleme, beyni boşaltma gibi beyni sakinleştiren etkinlikler öneriyor. Ergenlik öncesi bu oranın yarı yarıya olabileceğini, ergenlikte ise 5 birim teknoloji kullanımına en az 1 beyni sakinleştirici etkinliğin gerçekçi olacağını söylüyorlar.

    Uyku çalışmalarından elde edilen bilgilere göre beynimiz uyurken ve uyanıkken 90 dakikalık döngülerle çalışmakta. Bu nedenle yetişkinler için de her 90 dakika teknolojik alet kullanımında en az 10 dakika zihin sakinleştirici etkinlikler öneriliyor. Dr. Richard Coyne ve meslektaşları doğa yürüyüşlerinin beyin aktivitelerini istemsiz dikkat denen sakinlik moduna getirdiğini gösterdi.  Başka araştırmalar ise sanat eserlerine bakma, müzik dinleme ya da müzik aleti çalma, yabancı dil öğrenme, spor yapma, meditasyon, ılık bir duş alma, hatta bir arkadaşla yüz yüze ya da telefonda hoş sohbet etmenin beyni sakinleştirdiğini ortaya koyuyor.  Tabi bu etkinlikler Default Mode Network’ü de etkinleştiriyor. Nörobilimcilerin de kabul ettiği ve pek çok kişinin belirttiği gibi birçok yaratıcı fikir, doğada başıboş dolaşırken ya da banyo yaparken doğuyor.

    Beynin sürekli aktif olması, stresi tetikleyen beta beyin dalgalarının kullanılmasını gerekli kıldığından aslında bedensel olarak da kaygı bozukluklarına daha yatkın hale geldiğimiz düşünülmekte. Beynin uyanıkken kullandığı alfa dalgaları ise sakinlik ve huzur duygusu vermektedir.

    Dolayısıyla çocuğumuzun ve kendimizin beynine, bebeklik dönemi dahil özen göstermeliyiz. Küçük yaşta teknoloji kullanımında onları yönlendirmeli, kendi hayatımızda da teknoloji kullanımı dışında yaratıcı ve sakinleştirici etkinlikler için fırsat yaratmalı, onlara örnek olmalı ve sevgi dolu bir ilişki ortamı sunmalıyız ki ileride sağlam iletişim ve düşünme becerilerine sahip, kendileriyle barışık insan olma konusunda onları desteklemiş olalım.