İnternet Çağında Ebeveynlik görsel

İnternet Çağında Ebeveynlik

Kimler için: 2-14 yaş arası çocuk sahibi ebeveynler ve  öğrencilere destek veren tüm uzmanlar (Bürokratlar, Okul yöneticileri, Rehber öğretmenler, Psikologlar, Öğretmenler, Eğitim uzmanları, Öğrenci/eğitim koçları)

Amaç: Yetişkinlerin ve özellikle ebeveynlerin hem kendi hem de çocukların internet kullanımında bilinçlenmelerini sağlayarak, çocukları bekleyen tehlikelere karşı önlem almalarını ve çocuklara kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretmelerine yardımcı olmak

İçerik:

Internet dünyasında farkında olmadığımız riskli içerikler

Çeşitli araştırma sonuçları

teknoloji kullanımının psikolojik etkileri

alınabilecek teknik güvenlik önlemleri

çocukla doğru iletişim kurma, paylaşımcı sınır koyma

Süre: 4 saat

Katılımcı sayısı: 10 ve üstü

 

Katılım Formu




    Felaket Anlarına Psikolojik Hazırlık görsel

    Felaket Anlarına Psikolojik Hazırlık

    Kimler için: 18 yaş üstü tüm yetişkinler için

    Amaç: Deprem, yangın, savaş, her tür saldırı, büyük kazalar gibi felaket olarak adlandırılan, dehşet ve şaşkınlık duygusu uyandıran ve  birçok insanı aynı anda etkileyen durumlarda sakin kalma, plan yapma ve en uygun eylemi seçmeyle ilgili neler yapılabileceğini konuşmak,  kendinizi-sevdiklerinizi korumak ve hayatta kalma becerilerinizi artırmak için

    İçerik:

    • felaket anlarında insanlar verdiği tepkiler
    • bu tepkilerin nörofizyolojik temelleri
    • yaşanmış örneklerden “mucize”ler
    • şoka girmeme ya da çabuk çıkma yolları
    • önleyici eğitim ya da sosyal ağların önemi

    Süre: 15 saat (Talebe göre 2 tam gün ya da 8 hafta olarak düzenlenir)

    Katılımcı sayısı: 10 ve üstü

     

    Katılım Formu




      Yetişkinler ve Ebeveynler için Stresi Olumlu Kullanma görsel

      Stresi Olumlu Kullanma

      Kimler için: Yetişkinler özellikle ebeveynler için

      Amaç: Stresin fiziksel-zihinsel-duygusal etkilerinin ve stres-kaygı-heyecan ile farklarının bilinmesi, stresin asıl işlevinin ve olumlu kullanımının eğlenceli oyunlarla öğrenilmesini sağlamak.

      İçerik:

      Stres neden gerekli?

      • Stresin biyolojisi
      • Stresin faydaları
      • Stres/cesaret/yardımlaşma
      • İnanmak ve başarmak

      Süre: 2 saat

      Katılımcı sayısı: 10 ve üstü

      (Okul veya diğer kurumlarda daha kalabalık gruplara da verilir)

       

      Katılım Formu




        Tercih ve Kariyer Danışmanlığı Nedir?

        Uzman Psikolojik Danışman Fatma Zengin,
        Ağustos 2014
        #iyidefatmazengin

        Tercih ve kariyer danışmanlığı/koçluğu, piyasanın talepleri nedeniyle son yıllarda bir ihtiyaç olarak beliren yeni bir danışmanlık alanı.

        Meslek seçiminin temelleri ergenlik yıllarında okul ve bölüm tercihleriyle atılmakta.  Üniversiteyi bitirince hangi alanda iş yaşamına başlayıp devam edileceği ise kariyer yolculuğunun önemli dönemeçlerinden biri olmakta.

        Meslek seçimi okullarda ve dershanelerde genellikle sadece akademik başarı ölçütüne ve revaçta olan bölümlere göre yapılıyor. Oysa yetişkin bir insanın yaşamında en belirleyici öğeler olan iş ve eş seçimi için başka ölçütler de dikkate alınmalı. Bu iki seçimin kişiye getirdiği tatmin yaşamının kalitesini, kişisel mutluluğunu da doğrudan etkiliyor.

        Dışsal başarı ölçütünde, genelde ekonomik refahı karşılama minimum temel olup en iyi hayat şartlarını sağlayacak en “moda” meslekler öne çıkıyor. Abraham Maslow’un ünlü ihtiyaçlar hiyerarşisi/motivasyon teorisi ve başka birçok teori de bunun doğal bir yönelim olduğunu desteklemekte. İhtiyaçlar piramidinde en alttaki fizyolojik ihtiyaçların hemen üstünde güvenlik ihtiyaçları yer alır ki, iş sahibi olma da bu bölüme dahil edilmiştir. Daralan üçgenin yukarısına doğru gidildikçe sevgi ve aidiyet, özbeğeni (özsaygı ve kendine güven) ve kendini gerçekleştirme başlığı (ahlaki değerler, yaratıcılık, problem çözme, maneviyat vs)  alanları yer alır. Bu daha soyut gibi algılanan üç alanın aslında yaşamın tümünde ve insanın davranışlarında ne kadar etkili olduğu son yıllarda psikolojinin farklı dallarınca ortaya konmuştur. Ve bu artık nerdeyse herkesin duyduğu ve kabul ettiği bir olgudur.

        Kendini gerçekleştirme, sizi siz yapan kişisel ilgilerinize, yeteneklerinize göre kararlar alma ve bunları yaşamınıza uygulamayı esas alır. Esasen hem sosyal varoluşta hem de ruhsal gelişimde iç ve dış koşulların arasındaki dengeyi bulma çabası oldukça belirleyicidir. Yine de, rekabete dayalı eğitim ve ekonomik sistem, kendini gerçekleştirmenin ütopik hatta nerdeyse imkansız bir durummuş gibi algılanmasına yol açabilmektedir.

        Oysa kendini gerçekleştirme, yani içsel huzur ve barışıklık insanların aradığı mutluluğun ana yollarından biridir. Sigmund Freud ve başka birçok düşünür ruhsal sağlığı hayattan keyif alma ve üretkenlik üzerinden tanımlar. Ünlü eğitimci A.S. Neill “mutlu bir marangozu mutsuz bir doktora yeğlerim” derken benzer bir atıfta bulunmaktadır. Kaldı ki, işinizi severek yaparsanız, mutlu bir insan olmanın yanı sıra daha başarılı olma olasılığınız da artar.

        Eğitim ve iş yaşamındaki tercihler konusunda tercih danışmanlığı size bir çeşit ayna tutar. Tarafsız bir gözle yetenekleriniz, ilgileriniz, ailenizin beklentileri gibi birçok farklı yönden kendinize bakarak daha gerçekçi kararlar alabilirsiniz. Ayrıca tercih danışmanlığı ile seçeneklerinizi ve fırsatları da daha geniş bir yelpazede ele alırsınız.

        Kısaca tercih danışmanlığında:

        • Kendinizle ilgili daha çok bilgi edinirsiniz,
        • Eğitim ve mesleki olasılıklarla ilgili farklı kaynaklardan araştırma yaparsınız
        • Piyasadaki trendler, yeni meslekler hakkında fikir edinirsiniz.
        • Yol haritası çizer, zamanı etkin biçimde kullanırsınız.

        Kariyer danışmanlığı ise, bir mesleki titri edindikten sonra iş hayatına ya da lisans sonrası eğitime atılmak üzereyken uygulanan tercih danışmanlığının kapsamlı uygulamasıdır. Yukarıdaki edinimlerin yanı sıra karar verme stilleri üzerine daha derin incelemeler yapılır, daha gerçekçi ve somut hedef belirlemeniz desteklenir, iş yaşamındaki ya da eğitim alanındaki farklı seçenekler gözden geçirilir, iş başvurularında izlenecek yollar incelenir, gerekirse bu süreçte yaşayacağınız duygusal çalkantılara karşı baş etme becerileri geliştirmeniz sağlanır.


        İnternet Çağında Ebeveynlik

        Fatma Zengin (Uzman Psikolojik Danışman) &
        Mahan Doğrusöz (Psikolog, Eğitim Uzmanı) 2014

        İnternet ve bilgisayar kullanımı teknolojik gelişmelerin çoğunda olduğu gibi büyük bir hızla yayılmakta. Ve yine birçok gelişmede olduğu gibi önce bu buluşun yararları öne çıkarıldı, okullarda, işyerlerinde, kamuda internetsiz ortam kalmadı. Ancak son birkaç yıldır internet bağımlılığı teriminin kullanılmasıyla birlikte tehlikeli yönleri de daha çok gündeme gelmeye başladı.
        İnternet Çağında Ebeyenlik

        İnternet Çağında Ebeyenlik

        Ebeveynlerin temel görevi çocuklara güvenli bir ortam sağlamak, gelişmelerini desteklemek ve dış dünyanın tehlikelerine karşı onları korumak ve korunmayı öğretmek olarak görülür. Şimdiye kadar ebeveynler dış dünyayı ve içinde yaşanılan ortamı bilir, çocukları bu ortamda hayatta kalıp kendi ayakları üzerinde duracak şekilde yönlendirirdi. Oysa internet ve dijital aletler konusunda çarpıcı bir durum, çocukların daha “yetkin”, yetişkinlerin “çömez” konumda olmasıdır. Çocukların öğrenme güdüsü çok yüksektir ve içine doğdukları ortamı ve çevreyi kullanmayı hızla öğrenirler. Hızlı teknolojik gelişimin, tüketim ve reklam çağının etkisiyle internet ve dijital medya kullanımında, çocukların daha hızlı öğrenmesi, daha çok bilgiye erişmesi vurgulanmakta. Ebeveynlerse yetişkinlik döneminde tanıştıkları bu gözalıcı dünyayı kendilerinden hızlı öğrenen çocuklarına hayran olup onu yeni bir oyuncak veya öğretmen gibi görme eğiliminde. Öte yandan tüm sosyal yaşamın ona göre düzenlenmesi ile kaçınılmaz olarak herkes internete erişimi öğrenmek ve kullanmak zorunda kalıyor. Bu koşullar içinde ebeveynler ve maalesef birçok eğitim kurumu içinde ne olduğunu bilmediği bir dünyaya çocukları öylece bırakmakta, dış dünyadaki tehlikelerin hepsinin internet aracılığıyla evlerin içinde olduğunu farketmemekte.
        İnternet Çağında Ebeyenlik

        İnternet Çağında Ebeyenlik

        Çocuklarımıza ve bizlere dünyanın kapılarını açan ve temel iletişim ve bilgi kaynağı haline gelen internetin taşıdığı tehlikeler dünyada son 15-20 yıldır incelenmeye başlandı, ülkemizde ise bu konuda henüz çok az araştırma var. Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırmasının verileri, interneti en az riskli algılayan ve aynı zamanda internet güvenliği konusunda en az bilgili olan çocukların, Türk çocukları olduğunu gösteriyor (Avrupa Çevrimiçi Çocuklar, 2010). Ortalama olarak Türk çocukları 9 yaş itibariyle internetle tanışıyor ve 9-16 yaş arasındaki çocukların yarısının kendi bilgisayarları var. (TÜİK, 2013). Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırmasının verileri, maalesef Avrupa’da internet kullanımı konusunda en az bilgili ebeveynlerin de Türkiye’de olduğunu gösteriyor. Elimizdeki verilere göz attığımızda internetin çocuklarımız için taşıdığı tehlikeler daha da belirgin hale geliyor:

        Pornografi siteleri çocukları hedef alıyor ve bu yüzden “Pokemon”, “Heman”, “Barbie” gibi çocukların kullanacakları kelimeleri içeren “domain” isimleri alıyorlar. 26 çocuk karakterinin binlerce pornografik siteyle bağlantılı olduğu ve bunların %30’unun şiddet içerikli olduğu belirtiliyor (Envisional, 2000).
        Çocuklara yönelik online cinsel suçlarda, suçluların %82’si kurbanları ile ilgili bilgileri sosyal paylaşım sitelerinden toplamıştır. %65’i kurbanının ev ve okul adreslerini sosyal paylaşım sitelerinden öğrenmiştir. (Journal of Adolescent Health 47, 2010).
        Oysa, bugün Türkiye’de çocukların facebook profillerinin % 46’sı herkese açık, facebook açmak için yaş sınırı 13 olmasına rağmen pek çok aile çocuklarına çok küçük yaşlarda hesap açmakta (çevrimiçi çocuklar araştırması, )
        Askfm, Instagram gibi sosyal paylaşım siteleri çocukların ve gençlerin kişisel bütün bilgilerini “düşünmeden” herkesle paylaştıkları birer alana dönüşmüş durumda.

        İnternette madde kullanımı, intihar ve anoreksi’yi teşvik eden bir çok site bulunmakta.

        Peki ne yapılabilir? Hem teknik uzmanlar hem de psikologlar interneti ya da bilgisayarı yasaklayarak bu tehlikelerden çocukları koruyamayacağımızı söylüyor. Ebeveynler olarak yapacağınız en önemli şey ise, bu konuda bilgilenmek, neleri yapıp neleri yapamayacağınızı öğrenmek ve çocuğunuzla iyi bir iletişim kurarak ona kendisini korumayı ve kontrol etmeyi öğretmektir. Öncelikle hayatının tek eğlence ve sosyalleşme aracının bilgisayar ve benzeri ürünler olmaması, beyin, ruh ve beden sağlığı açısından spor, sanat vb başka etkinliklerle de meşgul olması çok önemli. Lise dönemine kadar giderek artan bir oranda önceleri sizin koyduğunuz sınırlarla, sonra kendi kontrolüyle internet kullanımının yönetilmesi gerekiyor. Her şeyde olduğu gibi burada da “azı karar çoğu zarar” ilkesi işliyor.

        Unutulmaması gereken bir nokta da, her aile ve her bireyin kendine özgü olduğudur, çocukların temel ihtiyacı olan, aidiyet, güvende hissetme ve kabul edilme ilkeleri çerçevesinde neler yapacağınıza, konuyla ilgili gerekli bilgileri edindikten sonra, çocuklarınızla birlikte karar vermenizi öneriyoruz.


        Beyin Gelişimi Açısından İnternet Ve Dijital Medya Kullanımı

        Uzman Psikolojik Danışman Fatma Zengin, 2014

        Bebek ve çocuklarda beyin gelişimi en hızlı 7 yaşına kadar olur. Beynin gelişmesinde beslenme kadar çevre ile olan erken etkileşim de çok önemlidir. Ne kadar çok beyin bölgesi uyarılır ve ne kadar çok sinir hücresi arasında bağlantı kurulursa beyin o kadar hızlı gelişir. Ebeveynlerin sevgi dolu ilgisi, çocukların farklı fiziksel, zihinsel etkinliklere katılmaları bu gelişimin anahtarıdır. Ancak zeka sadece beynin hızlı kullanımını değil, deneyimlerin çoğalmasını ve problemlerin çözümünde etkin olarak kullanılmasını da kapsar. En hızlı  öğrenme ve zeka gelişimi 0-7 yaş arasında olsa da zeka gelişimi ömür boyu sürer.

        Son 10 yıldır hayatımızın neredeyse temel öğrenme ve sosyalleşme ortamları haline gelen televizyon, bilgisayar, mobil telefon gibi teknolojik aletlerin kullanımının beyni nasıl etkilediği ise artan kullanımla beraber yeni yeni araştırılmaktadır. Internet kullanarak çok geniş bir kitleyle sanal  iletişimde bulunmanın ve teknolojik alet kullanım yaşının giderek düştüğü düşünülürse bu araştırmalar oldukça önemlidir. Teknoloji psikolojisi üzerine araştıran ve E-hastalıklar üzerine kitaplar yazan Dr Larry Rosen, küçük çocuklarda teknolojinin fazla kullanımı nedeniyle ebeveyn, kardeş ya da arkadaşlarla oynamanın, onlarla vakit geçirmenin azaldığını, okul ve ergenlik döneminde ise internet üzerinden kurulan ilişkilerde bedensel ipuçlarının olmadığını belirterek, sosyal ilişkilerde  içinde bulunulan ortamı doğru okuyamama sorununun doğduğuna dikkat çekiyor.

        Sürekli ve hızlı şekilde karar alıp eylemde bulunmaya dayalı bilgisayar ve internet ortamı, beynimizin default mode network (VARSAYILAN MOD AĞI) denen mekanizmasını devre dışı bırakır. Varsayılan mod ağı adlı mekanizmayı hayal kurarken, başıboş dolaşırken, zihni rahat bıraktığımızda kullanırız. Araştırmacılar, a-ha deneyimi denen yaratıcı buluşların bu düşünme modunda yaşandığını, beynin sürekli odaklanmış olmasının bunu engellediğini düşünmekte. Yine araştırmalara göre internette beynimiz daha aktif olmakta, örneğin ilk kez google arama motorunda araştırma yapan yaşlı kişilerde kitap okumaya kıyasla beyin daha aktif olarak gözlenmiş.

        Beynin sürekli aktif ve çok fazla veri işler durumda olması beyni zorlayıcı olduğu için bazı uzmanlar, anne babalara 5 yaşa kadar çocukların teknoloji kullanımını günde yarım saatle sınırlamalarını, bu yarım saate karşılık da en az 2,5 saat (1 birim teknoloji kullanımına 5 birim farklı nitelikte etkinlikler) insanlarla sohbet etme, oyuncaklarla oynama, müzik dinleme, beyni boşaltma gibi beyni sakinleştiren etkinlikler öneriyor. Ergenlik öncesi bu oranın yarı yarıya olabileceğini, ergenlikte ise 5 birim teknoloji kullanımına en az 1 beyni sakinleştirici etkinliğin gerçekçi olacağını söylüyorlar.

        Uyku çalışmalarından elde edilen bilgilere göre beynimiz uyurken ve uyanıkken 90 dakikalık döngülerle çalışmakta. Bu nedenle yetişkinler için de her 90 dakika teknolojik alet kullanımında en az 10 dakika zihin sakinleştirici etkinlikler öneriliyor. Dr. Richard Coyne ve meslektaşları doğa yürüyüşlerinin beyin aktivitelerini istemsiz dikkat denen sakinlik moduna getirdiğini gösterdi.  Başka araştırmalar ise sanat eserlerine bakma, müzik dinleme ya da müzik aleti çalma, yabancı dil öğrenme, spor yapma, meditasyon, ılık bir duş alma, hatta bir arkadaşla yüz yüze ya da telefonda hoş sohbet etmenin beyni sakinleştirdiğini ortaya koyuyor.  Tabi bu etkinlikler Default Mode Network’ü de etkinleştiriyor. Nörobilimcilerin de kabul ettiği ve pek çok kişinin belirttiği gibi birçok yaratıcı fikir, doğada başıboş dolaşırken ya da banyo yaparken doğuyor.

        Beynin sürekli aktif olması, stresi tetikleyen beta beyin dalgalarının kullanılmasını gerekli kıldığından aslında bedensel olarak da kaygı bozukluklarına daha yatkın hale geldiğimiz düşünülmekte. Beynin uyanıkken kullandığı alfa dalgaları ise sakinlik ve huzur duygusu vermektedir.

        Dolayısıyla çocuğumuzun ve kendimizin beynine, bebeklik dönemi dahil özen göstermeliyiz. Küçük yaşta teknoloji kullanımında onları yönlendirmeli, kendi hayatımızda da teknoloji kullanımı dışında yaratıcı ve sakinleştirici etkinlikler için fırsat yaratmalı, onlara örnek olmalı ve sevgi dolu bir ilişki ortamı sunmalıyız ki ileride sağlam iletişim ve düşünme becerilerine sahip, kendileriyle barışık insan olma konusunda onları desteklemiş olalım.


        Psikoterapi, Danışmanlık, Koçluk Nedir? Farkları Nelerdir?

        Günlük yaşamınızda, medyada psikiyatri, psikoloji, psikoterapi, terapi, danışmanlık, koçluk, kişisel gelişim terimlerini büyük olasılıkla sıkça duyuyorsunuz. Ve muhtemelen, yaşadığınız ruhsal bir sıkıntıda bu alanlardan hangisine başvuracağınızla ilgili kafanız karışıyor.

        Bir hizmet dalı olarak psikoterapi, danışmanlık ve diğer ruhsal-kişisel yardım modelleri sanayileşme ve şehirleşmeyle bağlantılı olarak gelişen yaşam biçiminin ve eğitim sisteminin bir parçasıdır. Keza bir bilim dalı olan psikoloji ve tıp dalı olan psikiyatri de kökleri çok eski çağlara gitse de, modern bilimin gelişimi içinde son 200 yıl içinde bu isimleri almıştır.

        Psikiyatri tıbbın var olduğu zamanlardan beri beyni ve anormal insan davranışlarını konu alan bir tıp dalıdır. Ancak terim olarak 1808’de J.C.Reil adlı bir Alman doktor tarafından türetilmiştir.

        Psikoloji, hem filozofların hem doktorların hem din adamlarının belki de tüm insanların bir şekilde ilgilendiği konuları (davranış, düşünce, duygu, ruh, ruh hali ile ilgili her şey) kapsamakla birlikte, bir bilim dalının adıdır ve yine bir Alman bilim adamı Wundt’un 1879’da kurduğu psikoloji laboratuvarı ile doğmuş kabul edilir. İnsan zihni ve davranışını inceleyen bilim dalı olan psikolojinin yirmi civarı alt dalı vardır. Psikoterapi klinik psikoloji disiplinin içinde yer alan bir uygulamadır.

        Psikoterapi, insanları iyileştirme ile uğraşan doktorlar, filozoflar, ruhsal şifacılar tarafından yüzyıllar boyunca uygulanan ama modern bilimin doğmasıyla tıbbi modellerin eğitimini almış uzmanlarca uygulanması öngörülen bir destek hizmetidir. Terim olarak ilk kez, 150  yıl önce hipnotizma ile uğraşan Fransız doktor H. Bernheim tarafından kullanılmıştır.

        Psikolojik Danışmanlık, 2. Dünya Savaşının milyonlarca kişiyi etkilemesinin bir sonucu olarak önce orduda kullanılan ama kısa sürede günlük yaşama uyumu artırma adına hayatın birçok alanına yayılan mesleğin ve bu mesleki eğitimin verildiği disiplinin adıdır. Psikoterapi ile danışmanlık arasındaki fark eğitimimiz sırasında kişilerin yaşadığı sıkıntıların ciddiyetine göre anlatılırdı. Psikolojik danışmanlık kişi ya da gruplara gündelik yaşamı sürdürürken ruhsal sıkıntılarını aşma, eğitim ve kariyer hedeflerine ulaşma desteği olarak tanımlanır.

        Psikoterapi ise daha tıbbi modelin içinden bir eğitim olup günlük yaşamı kesintiye uğratan ruhsal problemleri iyileştirmede eğitimli kişilerin ilaç dışı yardımlarına denir. Ancak son 50 yıl içinde giderek artan oranda farklı psikoterapi yaklaşımları doğmuş olup şu an 1000 civarı ekol olduğu söylenmektedir. Ve genelde bu ekollerin öğrenilmesi, üniversite eğitiminin (psikiyatri, klinik psikoloji, psikolojik danışmanlık hatta sosyal çalışma vs ruh sağlığını kapsayan eğitimler) dışında ve bu mesleklerin tümüne açık olarak uzun zamanlarda yoğun çabalarla olur. Bu nedenle, psikoterapi ve psikolojik danışmanlık (counseling) son 20 yılda Avrupa ve Amerika’da giderek aynı yaklaşımları kullanmaya başlamıştır ve İngilizce kaynaklarda aralarına /işareti konularak eşanlamlı gibi yazılmaktadır.

        Koçluk ise genelde bir kişinin performansını ve öğrenmesini artırmak için öğretme odaklı değil motive etmeye dayalı desteklerin tümünün adıdır. Terim olarak ilk kullanımı,  üniversite eğitimi içinde verilen destek anlamında 1830lara kadar gider. Şu anda nerdeyse her alanda (spor, işletme, eğitim vs) koçluk desteği sunulmaktadır. Psikoterapi ile karışıklık yaratan koçluk ise daha çok yaşam koçluğudur. Yaşam koçları,1990larda yaygınlaşıp kendi federasyonlarını ve mesleki standartlarını oluşturmaya başlamışlardır. Yaşam koçluğunda vurgu kişinin iş ve özel hayatının dengede olması ve potansiyelini en iyi şekilde gerçekleştirmesi için kendini tanıması ve geliştirmesine yapılır. Herhangi bir meslekten kişi bu eğitimleri alabilir. Son yıllarda koçluğu da içine alan ve ruh sağlığı eğitiminin dışında kalan devasa bir kişisel gelişim sektörü oluşmuştur.

        Kişisel gelişimin kavramsal kökleri, Maslow ve Rogers gibi psikoloji ve psikolojik danışmanlığın duayenlerine dayansa da, meditasyon, şamanizm gibi Doğu mistisizminin etkili yöntemleri ile harmanlanarak resmi ruh sağlığı eğitimi dışında kalan çok farklı pek çok yaklaşımın genel adı olmuştur.

        Ruh sağlığı alanındaki uzmanların farkı, problemli davranışlar ve kökenleri hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmalarıdır. Psikoterapi ekollerinin her birinin bu problemler ve çözümü hakkında farklı formülasyonları ve yardım teknikleri vardır. Koçlukta bu problem alanlara girilmez ve meslek etiği açısından koçluk desteğiyle problemlerini aşamayan kişileri ruh sağlığı uzmanlarına yönlendirmeleri gerekir.

        Görüldüğü üzere her bir yardım çeşidinin bir geçmişi ve kendine has sınırları vardır. Önemli olan her birinin kendi mesleki ilke ve sınırlarına göre danışanın yararına bilgisini sunmasıdır. Maalesef ülkemizde henüz bazı ruh sağlığı mesleklerinin meslek yasası olmayıp, alanda zorluklar yaşanırken kişisel gelişimin resmi bir eğitim olmadığı için çok daha serbest ve denetimsiz bir yaygınlaşma olabilmektedir.  Ayrıca danışanların haklarını ve güncel gelişmeleri baz alan bir ruh sağlığı yasamız da bulunmadığından, herkesin eşit ve adil ruh sağlığı hizmeti alması konusunda sıkıntılar yaşanabilmektedir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için sağlıklı bir terapi sürecinin özellikleri ve Terapide Etik İlkeler  ve danışan olarak haklarınız adlı yazılarımızı da okuyabilirsiniz.

        Fatma Zengin, Aralık 2015


        Psikoterapi Nedir, Ne İşe Yarar?

        Psikoterapi,  bir terapistle/danışmanla birlikte yürütülen problemli addedilen davranış, ilişki, duygu ya da bedensel tepkilerin çözümlenmesi sürecidir. Terapinin temel amacı, size göre mümkün olan en iyi şekilde yaşamınızı sürdürmenize destek olmak, kendinizi ve duygularınızı tanıyıp kendine yeten biri olmanıza yardımcı olmaktır. Terapi süreci ile zarar verici davranışlarınızı ve alışkanlıklarınızı değiştirebilir, acı veren duyguları fark edebilir ve yenileyebilir, geçmişinize saygı duyarak bugünkü yaşamınızı ve ilişkilerinizi geliştirebilirsiniz.

        Terapi, bireysel, aile ya da grup olarak yapılabilir. Bireysel terapide terapist ve danışan genelde fiziksel olarak yüz yüze (bazen de internet aracılığıyla yüz yüze) belli aralıklarla görüşür. Aynı şekilde çiftler, aile üyeleri birlikte görüşmeye girebilir. Grup terapisi ise genelde birbirini tanımayan ama benzer problemleri ya da sıkıntıları olan kişilerin bir arada terapi sürecine girdiği terapi şeklidir. Aile ya da grup terapilerinde ko-terapist (eş terapist) denen bir kişi daha bulunabilir.

        Bu terapi modlarının hepsinde danışanın kendini güvende ve yargılanmıyor hissetmesi en önemli noktadır. Terapistlerin eğitim sürecinde çoğu zaman kendileri de terapiden geçerek öğrenmeye çalıştıkları şey, şimdi ve burada denen içsel duruş biçimini ve buna uygun dinleme becerilerini geliştirmektir. Şimdi ve burada, danışanın duygularıyla temas kurması, kendi kalıp davranışlarını, önyargılarını ve değişim olanaklarını fark etmesi için o anda neler olduğuna odaklanmak olarak tarif edilebilir.

        Birçok farklı terapi yöntemi ve yaklaşımı olduğu, her danışanın terapiye getirdiği meseleler ve orada oluş şekli farklı olduğu için terapi süresince ne yaşayacağınızı ne terapist ne siz tam olarak bilemezsiniz. Ama genel olarak, iyi bir terapistin sizi desteklemesini, dikkatle dinlemesini, sağlıklı ve olumlu bir ilişki deneyimi sunmasını, size uygun geribildirimler vermesini ve mesleki etik ilkelere uymasını bekleyebilirsiniz.

        Ancak her alanda olduğu gibi terapistler de farkında olarak ya da olmayarak hata yapabilir. Bu hatalar iletişiminizi güçlendirici, düzeltici etkiye sahip fırsatlar da olabilir. Ya da Hipokrat yemininde geçen “zarar verme” ilkesini zedeleyecek size zarar verecek ciddi bir durum da olabilir. Bu nedenle sağlıklı bir terapi sürecinin özellikleri ve Terapide Etik İlkeler başlıklı yazılarımızı da okumanızı öneririz.